Meditime Fizik Tedavi Ünitesine Hoşgeldiniz.

Çalışma Saatleri : 09:00 - 16:00
  İletişim : 0216 660 04 24

All Posts Tagged: fizik tedavi

spor yaralanmaları ve fizik tedavi

Spor Yaralanmalarında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

İnsanlar gerek profesyonel olarak, gerekse amatör olarak günlük hayatlarında sporla daha iç içe yaşar hale gelmişlerdir. Geçmişten günümüze değin spora ilginin artışı yanı sıra, spor tipleri de artmakta, yeni yeni spor aktiviteleri eklenmektedir. Spor, insan vücudunu sağlıklı tutmanın yanında, hastalıklardan korunmada da yardımcı olmaktadır.

Günümüzde sosyal barış ve toplumların birbiriyle kaynaşmasını sağlayan spor, artık spor hekimliği olarak adlandırılan bir bilim dalının spesifik uğraşı alanına girmektedir. Bu dal, hareket ve hareketsizliği bilimsel yöntemlerle inceleyip spor yapanların hizmetine sunduğu gibi, spora bağlı yaralanma ve sakatlıkları da inceleyerek, gerekli önlemlerin alınması ve sakatlıkların tedavisi konularında çalışma yapmaktadır. Spor hekimliği ekip çalışmasını gerektirmektedir. Bu ekipte; Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimi, Spor hekimi, Ortopedist, Fizyoterapist bulunur. Bunlara yardımcı olarak antrenör, sporcu, diğer konsültan hekimler ( Ürolog, Psikiyatrist gibi ), spor malzemesi üreten ve satanlar ve spor aktivitesinin yapıldığı tesisin sorumluları bulunurlar. İnsan sağlığını tehlikeye atmadan spor aktivitesinde bulunmak ve oluşabilecek sakatlıkları önlemek veya gidermek için yukarıda sayılan unsurların birbiriyle uyumlu çalışmaları şarttır.

Spor, kişiyi bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak üst düzeyde tutarak, yaşam kalitesini arttırmalıdır.Yarışma ruhunu sağlayarak başarıyı geliştirir, kendine güvenini sağlayarak, disiplinli ve programlı yaşamayı temin eder.

Spor yaralanmalarının yaklaşık olarak % 75’i önemsizdir, geri kalan % 25’i ise ciddi sakatlıklara neden olur.

Sportif aktiviteleri kabaca 5 gruba ayırabiliriz.

  1. Temaslı ve darbeli: Futbol ve boks

  2. Sınırlı temaslı ve yorucu: Basketbol

  3. Yorucu ve temassız: Dans, koşu ve yüzme

  4. Orta derecede yorucu: Masa tenisi

  5. Temassız ve yormayan: Golf ve atıcılık gibi

Spor sakatlıklarını önlemenin en önemli aşaması kişiye uygun sportif aktivitenin belirlenmesidir.

Spor yaralanmaları; ilgili anatomik bölgeye aşırı yük binmesi, eklem hareketi ile karşı koyan kuvvet arasındaki dengesizlik veya fazla enerji kaybı ve yorgunluk sonucunda oluşmaktadır. Bu mekanizmaların biri veya birkaçı kemik, eklem veya yumuşak dokularda ( kas, tendon, bağ vs dokular ) yaralanmalara yol açmaktadır. Yaralanmalar aniden ( akut ) veya yavaş, küçük ve tekrarlayan zorlanmalar nedeniyle ( kronik ) meydana gelir.

Sportif yaralanmanın rehabilitasyonunda kişiye özgü bir plan yapılmalıdır. Bu plan; ne yavaş ne de hızlı olmalı, zorlayıcı olmamalı, dokuların biyolojik tamir sürecine uygun olmalı, iyi programlanmalı, kişiyi motive etmeli ve yaralanmayı takiben hemen başlamalıdır. Bu program temel olarak 4 kademeden oluşur.

  1. kademe: Ağrı ve enflamasyonun azaltılması ve önlenmesi için hastalar mümkün olan en kısa sürede aktif hareket eder hale getirilmelidir.

  2. kademe: İlgili yaralı bölgenin fonksiyonel kuvvetlendirilmesi yapılır.

  3. kademe: Kasların güçlendirilmesine yönelik ileri kuvvet çalışmaları ve spora ait özel hareketler verilir

  4. kademe: Sporcunun özel becerileri geliştirilir, hız ve çevikliği arttırılır.

Spor yaralanmasını takiben yapılacaklar kısaca İBKE olarak adlandırılan önlemler olmalıdır.

İ = İstirahat: İlgili bölge istirahate alınır

B= Buz: Açık yara yoksa ilk 3 gün zarfında günde 5-6 defa ve her defasında 10-15 dakika buz uygulaması şişlik ve ağrıyı azaltır, kanamayı durdurur.

K= Kompresyon: Kanama ve şişliği önlemek için turnike veya bandaj olarak uygulanır, arada 15 dakika kadar gevşetilir.

E= Elevasyon: Yaralı bölgenin kalp seviyesinden daha yukarıda tutulması demektir.

Bu dönem ve sonrasında yaralının mutlaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimi tarafından görülerek rehabilitasyon tedavisinin planlanması gerekmektedir. Bu dönemde kullanılan fizik tedavi ajanlarından bazıları;

Sıcak veya soğuk ısı: Yüzeyel veya derin olarak uygulanır. Dolaşımı arttırır, ağrıyı azaltarak spazmı çözer, yapışıklıkları giderir, doku esnekliğini arttırır. Elektrik akımları: Bu amaçla kullanılan çeşitli akım tipleri ağrı giderilmesi, kas ve sinir dokularının uyarılmasında kullanılır.

Masaj: Elle veya aletlerle yapılabilir. Kan ve lenf dolaşımını arttırır, yapışıklıkları önler, dokuların beslenmesini arttırarak zararlı maddelerin dokudan uzaklaşmasına yardımcı olur.

Egzersiz: Kasların eğitimi ve kuvvetlendirilmesinde en önemli rolü oynar. Hidroterapi ( su tedavisi ) ve balneoterapi ( kaplıca tedavisi ): Su içerisinde egzersiz daha kolay ve ahekli yapılır, aynı zamanda suyun sıcaklığından, kaldırma kuvvetinden, içindeki minerallerin tedavi edici özelliklerinden ve mekanik etkisinden faydalanılır.

Basınçlı cihazlar ( pnömatik eksternal kompresyon cihazı ): Kol ve bacaklara uygulanır, dolaşımı düzenler, masaj etkisi vardır.

Traksiyon ( çekme ): Eklem aralığını açarak, sıkışmış yapıların zarara uğramasını engeller, istirahat sağlar.

Manüpülasyon ve mobilizasyon: Hareket kısıtlılığını giderir.

Uz. Dr. Erdal YÜCEL

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

Devamı
agri

Ağrı ve Fizik Tedavi

İnsanları doktora götüren en sık yakınma ağrıdır. Ağrının, insanın varoluşu ile birlikte olduğuna inanılmaktadır. İlk çağlarda insanlar ağrı duygusunu, kötü ruhların oluşturduğu ve insane vücuduna kulak ve burundan verilen bir ceza olduğunu düşünüyorlardı.

Eski Yunan’da bütün duyuları algılama merkezinin kalp olduğu, ağrının da toprak, ateş, hava ve su olarak bilinen dört elementin hareketi sonucu oluştuğu inancı yaygındı.

17. yüzyılda Descartes ağrıyı bazı fiziksel araçlarla beyne gönderilen bir mesaj olarak tanımlamıştır.

Ağrı duyusu, doğumsal olarak ağrı algılama eksikliği olan insanlar hariç tutulursa, tüm insanların deneyim sahibi olduğu bir duygudur. Doku zararlanması sonucu ortaya çıkan, hoş olmayan duygusal bir deney olarak da tanımlanabilir.

Yanma, batma, yırtılma, iğnelenme gibi bir çok sıfatlarla ifade edilebilen ağrı duyusunu, ağrı sürecini yaşamayan kişiye anlatmak olanaksızdır. Ağrı duyusu, çeşitli uyaranların, insanın Mekezi Sinir Sisteminde, o kişiye özel, subjektif duygu olarak yorumlanmasıyla ortaya çıkmaktadır.

Ağrının algılanması bir çok sistemin bir bütünlük içinde çalışmasına bağlıdır. Beyin dokusu, ağrı duyusunun hemen her safhasında yer almasına karşın, ağrıya duyarlı değildir.

Ağrının kaynağı her zaman belirlenemeyebilir, bu durumda ağrıyı psikolojik faktörlere bağlamak doğru değildir. Kişinin ağrılı uyarana cevabı, geçmişdeki yaşam biçimine, eğitim ve kültür düzeyine ve çevresel faktörlere göre değişir. Yani ağrıya karşı cevap kişisel olmaktadır.

Ağrılı bir uyaranla karşılaştığımızda öncelikle refleksif bir cevap olarak ağrılı uyarandan kaçıp kurtulmaya çalışırız. Bununla beraber organizmamızda da bazı değişiklikler izlenir, örneğin terleriz, nabız ve solunum sayımız artar.

Ağrı duyusu, tüm deri ve deri altı dokularımızda bulunan, ağrı duyusuna karşı hassaslaşmış ve özelleşmiş reseptör adı verilen algılayıcı sinir uçları tarafından algılanır. Omurilik yoluyla üst merkezlere ( beyine ) iletilir. Beyin bu uyarıları zararlı olarak algılar ve cevabını verir.

Spor yaralanmalarında, kırık ve bağ yırtıklarında ağrı duyusu hemen oluşmayabilir, sporcu ağrısız bir dönem yaşayabilir. Bu dönemi ağrılı ve psikolojik yönden endişeli bir dönem izler. Daha sonra ise hareket kısıtlaması ve depresyon dönemleri yaşanır.

William James’e göre iki türlü kişilik özelliği vardır; hipoaktif kişilik özellikte olanlar rahat olup, çok az veya hiç rijit tavır sergilemezler, bu grup insanlarda ağrı yakınması az olmaktadır. Hiperaktif kişilikte olanlar ise kolayca uyarılabilirler, kızmaya meyilli olmaları nedeniyle ağrı duyusu daha kolay gelişir.

Ağrıyı süresine göre akut ve kronik olarak ikiye ayırırsak, akut ağrıların anlaşılması kısmen daha kolayken, kronik ağrılar çok karmaşık bir mekanizmayla karşımıza çıkmaktadır.

Ağrı duyusu subjektif bir duyu olduğu için tanımlanması da güç olmaktadır. Şiddetini ölçen yöntemler yetersiz olduğundan değerlendirilmesi zordur.

Kronik ağrı tıbbın bir çok alanında, tüm hekimlerin karşısına çıkan, her uzmanlık dalının farklı yöntemlerle tedavi etmeye çalıştığı bir durumdur.

Uz. Dr. Şükrü Erdal YÜCEL

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

Devamı
topuk dikeni fizik tedavi

Topuk Dikeni ve Fizik Tedavi

Topuk dikeni topuk kemiğinde (calcanus) oluşan bir tür osteofit’tir. Tipik radyolojik inceleme ile tespit edilebilir (X-ray).

Ayak kemiği sürekli strese maruz kalırsa topuk kemiği altında kireçlenme oluşur. Genelde günlük hayat üzerinde etkisi yoktur ancak, stres faktörlerine sürekli maruz kalınırsa topuk kemiğinin alt kısmı diken benzeri bir şekilde çıkıntı yapar. Bu çıkıntının asıl sebebi topuk kemiğindeki tendonda yangı meydana gelmesi ve kemiğe tutunduğu bölgesinin sertleşerek kemikleşmesidir. şişmanlık, düztabanlık, sert ve düz tabanlı ayakkabı giymek, yüksek topuklu ayakkabı giymek topuk dikeni riskini arttırır.

Alt topuk dikeni plantar fasiitin bir yanıtı olarak veya ankilozan spondilit le ilişkili olarak topuk kemiğinin alt kısmında oluşur (typically in children). Üst topuk dikeni Aşil tendonunun topuğa tutunduğu bölgede oluşur.

Belirtiler
En belirgin semptom topuk bölgesini çevreleyen ağrıdır, uyuma veya dinlenme sonrasında yere basınca açır ancak hareket ettikçe acısı azalır, bu yüzden hastalar sabah uyandıklarında şiddetli topuk ağrısı hissederler. Koşma, yürüme, ağır şeyler kaldırma yakınmayı arttırabilir.

Tedavi
Birden fazla tedavi seçeneği vardır, genellikle hastalar iyileşir. Tedavi seçenekleri arasında çeşitli egzersizler; ortopedik ayakkabılar, terlikler, çoraplar; Kortikosteroid enjeksiyonu, trombosit enjeksiyonu; çerrahi operasyonlar vardır.

Devamı
bel fıtığı ve fizik tedavi

Bel Fıtığı ve Fizik Tedavi

Bel fıtığı, bel bölgesi omurları arasında yer alan disk adlı yapının yer değiştirmesi sonucu çıkan ağrılı durumların tümüne verilen tanımlamadır. Lomber disk hastalığı fizik tedavi ve rehabilitasyon, nöroşirurji ve algoloji bölümlerinin çalışma sahası içinde yer almaktadır.

Belde yer alan vücudun temel iskelet yapısını (omurga – columna vertebralis) oluşturan omur denen kemik yapıların (vertebra) arasında destek görevi yapan, hareketlerde sürtünmeyi en aza indiren diskal yapı zamanla dejenere olabileceği gibi, ters hareket, ağır kaldırma ve benzeri nedenlerle yerinden oynayabilir. Her iki omur arasından çıkarak özellikle bacaklara doğru ilerleyen sinirler bu diskal yapının yer değiştirmesi nedeni ile baskı altında kalabilirler. Sonuç olarak bacaklarda ağrı, uyuşma, kuvvetsizlik gibi problemler oluşabilir. İleri evre hastalıkta ani idrar kaçırma problemleri dahi oluşabilir.

Günümüzde asıl tanı yönteminin klinik muayene dışında lomber MRG tetkiki sağlamaktadır. Şüpheli vakalarda EMG denen sinir ölçümü ile tanıya yardım aranabilir.

Eğer bacakta ve ayakta kuvvet ve his kaybı gibi durumlar çıkarsa diskal yapının cerrahi olarak boşaltılması ile sinir rahatlatılma yoluna gidilir.

Fizik tedavi uygulamaları ile çevre yapılar güçlendirilerek vücut kütlesinin daha dengeli dağılımı sağlanır ve diske binen yük belli ölçüde azaltılarak şikayetin hafiflemesi sağlanabilir.

Lomber disk cerrahisinde açık cerrahinin yanında kliniğe ve radyolojik bulgulara göre nükleoplasti, mikroskobik ya da endoskopik cerrahi uygulanabilir.

Devamı
felc inme ve fizik tedavi

İnme ve Fizik Tedavi

İnme, veya iskemik beyin-damar hastalığı, merkezi sinir sistemine giden damarların hastalıkları sonucu gelişen tıkanıklıklar ya da damar dışına kanamaların yol açtığı ani ya da iktal, fokal veya global nörolojik belirti gelişimi olarak tanımlanabilir. Belirtiler 24 saati geçmeden tamamen düzelirse geçici iskemik atak, 24 saati geçip 3 hafta içinde düzelme gösterirse geri dönücü iskemik nörolojik defisit şeklinde adlandırılır. Hafif belirtilerin gözden kaçabildiği ya da beynin nispeten sessiz kalan bir bölgesinin tutulduğu durumlarda tesadüfen görüntülemelerde tespit edilen inmelere sessiz enfarkt ya da sessiz inme denmektedir. İnmenin bu çeşidinde, birçok küçük lezyonun zamanla birikimiyle çeşitli sendrom ve spesifik klinik tablolar da gelişebilmektedir.

Patofizyoloji

Ortalama bir yetişkin beynine kan akımı olağan koşullarda dinlenme halinde dakikada 100 gram beyin dokusu başına 50-55 ml, aynı koşullarda oksijen tüketim miktarı da dakikada 100 gram beyin dokusu başına 165 mmol ölçülmüştür. Kan akımı dakikada 100 gram beyin dokusu başına 18 ml’nin altına düşerse beynin elektriksel etkinliği kaybolur. Kan akımı 100 gram beyin dokusu başına dakikada 8 ml’ye düşerse hücre zarı yetmezliği eşiği geçilmiş olur, geri dönüşümsüz hücre hasarı gelişmeye başlar. Beyin kan akımının bu derece bozulması, ilk 12-15 saniye içinde elektriksel aktivitenin baskılanmasına, 2-4 dakika içinde kortikal hücrelerin sinaptik uyarılabilirliklerinin engellenmesine, 4-6 dakika içinde de elektriksel uyarılabilirliğin bütünüyle yitmesine yol açmaktadır. Aerobik glikoliz yapılamayınca hücre içinde sodyum ve kalsiyum iyonları birikir, doku içine eksitotoksik nörotransmiterler salınır, laktat düzeylerinde artmayla giden lokal asidoz, serbest radikal üretimi, hücre şişmesi, lipazların ve proteazların aşırı aktivasyonu ve sonuçta hücre ölümü gerçekleşir. Kan akımı yeniden sağlanır ve sinir hücrelerinin oksijen gereksinimi karşılanırsa, zarar geri çevrilebilir. Enfarkt gelişimi sırasında lokal vazodilasyon, kan sütununun stazıyla beraber eritrositlerin segmentasyonu, ödem ve son olarak da beyin dokusunun nekrozu gözlenir. Enfarkt bir kez gelişince beyin dokusu önce yumuşar, ardından sıvılaşır ve ardından mikroglia hücreleri tarafından artıkların temizlenmesi sonucunda bir boşluk oluşur. Oluşan boşluğu doldurma amaçlı, çevreleyen beyin dokusundaki astrogliya hücreleri çoğalırlar, boşalan alanı doldururlar ve yeni kılcal damar ağı oluşur.

Etiyoloji

Enfarkt gelişiminde birçok etmen rol oynar. Olağan perfüzyonun şiddetli arteriyel stenoz, ateroskleroz, bunlarla birlikte tromboz gelişimi gibi nedenlerle oluşan tıkanmalar sonucunda azalmasıyla hemodinamik enfarktlar gelişir. Kalp, alt ekstremite venleri gibi kaynaklardan gelen bir trombüs parçasının ilerde bir kafaiçi dalı tıkadığı duruma embolizm adı verilir. Lokal ateroskleroz ya da lipohiyalinoz sonucunda tıkanma oluyorsa küçük damar hastalığı denebilir. Arter diseksiyonu, birincil ya da ikincil vaskülitler, hiperkoagülabilite durumları, vazospazm, sistemik hipotansiyon, hiperviskozite, moyamoya hastalığı, fibromusküler displazi, venöz sinüs tıkanıklığı ya da bir kitlenin damara basısı gibi durumlar ise iskemik inmenin daha nadir görünen nedenleridir.

Epidemiyoloji

Yalnız Amerika Birleşik Devletleri’nde yıllık 500.000 kişinin yeni ya da tekrarlayıcı inme nedeniyle hastaneye başvuruda bulunduğu bilinmektedir. Her ne kadar bilhassa gelişmiş ülkelerde yıllar içinde yeni tedavi edici ve önleyici yaklaşımlar geliştirilmesiyle inmeye bağlı ölüm oranlarında düşme izlenmişse de toplumların yaş ortalamalarının artmasından dolayı halen ölüm sebepleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. İnme geliştikten sonraki 5 yıl içinde %45-61 oranında ölüm, %25-37 oranında yeni bir inme gelişmektedir. Mortalite ile sonuçlanmayan vakalarda da inme yüksek bir morbiditeye neden olmaktadır; hastaların yaklaşık %31’i günlük hayatını sürdürmekte yardıma muhtaçken, %20’si yardımsız yürüyememekte, %16’sı bir hastane ya da bakımevine yatırılmaktadır.

Risk faktörleri

Yapılan çalışmalarda bilhassa ileri yaşın, erkek olmanın, Afrika kökenli olmanın, sosyoekonomik seviyenin düşük olmasının, ailede inme öyküsü olmasının, yüksek seyreden kan basıncının, diyabetin, dislipidemilerin ve kalp hastalıklarının, sigara ve yüksek miktarda alkol kullanımının, şişmanlığın inme için önde gelen risk faktörleri olduğunu göstermiştir. Bu risk faktörlerinin sadece aterosklerozu hızlandırarak değil, aynı zamanda hemostatik ve mikrodolaşım bozuklukları, uyku uyanıklık düzenindeki bozulmalar ve çevresel bazı etmenlerin de araya girmesine bağlı değişikliklerle de inme görülme sıklığını arttırdıkları gözlenmiştir. Bu risk faktörlerinin bir kısmı sabittir, yani tedavisi mümkün değildir, kalan kısmı ise değişkendir, yani tedavi edilebilir.

Devamı
hemiparezi

Hemiparezi Fizik Tedavi

Hemiparezi vücudun bir yarısındaki kaslarda kuvvetsizlik anlamına gelen patolojik durum. İstemli hareketler tümüyle kaybolmuştur. Parezi, vücudun aynı yarısında kalan kol, bacak ve gövdede kasın kasılma özelliğinin tamamen kaybolduğu hemipleji (pleji=paralizi) kadar ağır değildir. Başka bir deyişle pleji kadar ağır olmayan kuvvet kayıplarına parezi denir.

Hemipareziye, genellikle kortikospinal traktus lezyonları neden olur. İki ayağı birden tutarsa paraparezi; iki kol ve bacağı birden tutarsa quadriparazi denir.

Devamı
felç hemipleji

Hemipleji Fizik Tedavi

Hemipleji hastanın vücudunun bir tarafındaki kaslarda paralizi tablosu olma halidir. Vücudun aynı yarısında kalan kol, bacak ve gövdede kasın kasılma özelliğinin tamamen kaybolduğu hemipleji, hemipareziden çok daha ciddi bir tablodur. Hemiparezide kaslarda zayıflık, kuvvetsizlik vardır, ancak paralizi yoktur. Hemipleji, konjenital yahut akkiz nedenlerle meydana gelebilir.

Devamı
fizik_tedavi_ve_rehabilitasyon

Fizik Tedavi Rehabilitasyon

Başlıca hareket sistemini ilgilendiren hastalıkların, vücudun dışından uygulanan ancak eklem ve yumuşak dokuları etkileyebilen aletlerle tedavi etme yöntemi olarak tanımlanan fizik tedavinin kelime anlamı; onarmak, yeniden işe yarar hale getirmek. Amacı ise kişinin herhangi bir hastalık veya kaza sonucunda günlük yaşamını sürdürmesi için gerekli olan vücut fonksiyonlarının kaybolması veya azalması halinde; hastayı fizik tedavi, egzersiz, eğitim ve diğer tedavi tekniklerini kullanarak, mümkün olan en fonksiyonel düzeye getirmek. Bu anlamda fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanın tedavisinde bir bütün olarak düşünülüyor.
Fizik Tedavi insanların daha aktif ve bağımsız, ağrısız olmaları için yapılan ve vücuda dıştan uygulanan bir tedavidir. Başta ağrıyı azaltmak ve eklemleri koruyarak fonksiyonları arttırmak hedeflenir. Dozu ve süresi ayarlanarak gereken herkese, her yaşta uygulanabilir.Fizik Tedavide çeşitli metodları beraberce 1-1.5 saat süren seanslar halinde uygulanır. Ortalama seans 15-20 arası.Rehabilitsyonda ise çok daha uzun bazen yıllar alan bir süreçtir.Ayrıca Fizik tedavide sonuçların kısa sürede alınmadığı unutulmamalıdır.
Rehabilitasyon nedir?
Herhangi bir sebeple engelli hale gelen kişileri topluma kazandırmak için uygulanan tedavilerin bir bütünü. Rehabilitasyon çok geniş kapsamlı bir terim olup sözcük anlamı kaybedilen fonksiyonların yeniden kazandırılmasıdır. Fizik tedaviye göre daha uzun ve hastanın da aktif olarak tedaviye katılımını ve çabasını gerektiren bir süreçtir.
Rehabilitasyon kavramı 1. ve 2. Dünya Savaşlarından sonra oluşan hastalık ve sakatlıkların tedavisi gereksinimi sonucunda Avrupa ve A.B.D. de ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ise rehabilitasyon uygulamaları yurt dışına giderek bu yeni alanda eğitim alan değerli bilim adamlarının katkılarıyla daha sonraki yıllarda başladı.
Rehabilitasyon önceleri sadece ‘sakatlıkların tıbbi tedavisi’ olarak tanımlanmaktaydı. Daha sonra bu tanımın kapsamı genişletildi. Hastalıkların, ilaç, cerrahi, fiziksel yöntemler ve yardımcı cihazlarla kısmen veya tamamen giderilmesi ve hastanın bedensel, ruhsal, sosyal ve ekonomik bakımdan, bağımsızlığının sağlanmasına yönelik yapılan tüm çalışmalara rehabilitasyon adı verildi..Uzun ve sabır isteyen bir tedavi yöntemi olmakla birlikte, yan etkisini olmaması ve uzun vadede çok yüz güldürücü sonuçları olması nedeniyle çağımızın tedavi anlayışına en uygun yöntemdir.
Fizik tedavi ve Rehabilitasyonun farkı nedir?
Son yıllarda önemi daha fazla farkedilen tıp dallarından biri …fizik tedavi ve rehabilitasyon normal yaşama dönmeyi hızlandırıyor. fizik tedavi ve rehabilitasyonda iki ayrı bölümden oluşuyor. Dolayısıyla birinci bölümde bir takım fiziksel ajanlar ki, bunların sayısı çok fazla. Bunlar ısı yayabiliyorlar, elektrik akımları verebiliyorlar. Mekanik etkileri var, bu kullandığımız ajanların. Bunların iyileştirici etkilerinden yararlanıyoruz. İkinci kısım rehabilitasyonda da başta egzersiz olmak üzere pek çok özel yöntemlerle daha çok vücudu çalıştırmak veya vücudun belirli bölümlerini çalıştırmak ve fonksiyonel hale getirmek için yapılan çabalardan bahsediyoruz. Dolayısıyla hem elle yapılan tedaviler hem de cihazla yapılan tedaviler bu kapsamda.

Kaynak: http://fiziktedaviverehabilitasyon.nedir.com/#ixzz3pfoqBuJ9

Devamı
fizik_tedavi

Fizik Tedavi

Fizikastalıkların tedavisinde fizik ajanların (ısı, hareket ışın, elektrik) kullanıldığı bir tıp dalı. fizik tedavi, vücudun motor (hareketle ilgili) fonksiyonlarını etkileyen hastalık veya ağrıların tedavisini, hastaların rehabilitasyonunu (eski hale getirilmesini) sağlayarak yapan bir uzmanlık dalıdır. Bu sebeple “fizik tedavi-rehabilitasyon” bilim dalı olarak da adlandırılır. Fizik tedavi hastaların daha rahat ve verimli bir hayata dönmesini gaye edinir.
Esas itibariyle insan vücudu muhtelif enerji şekillerinin husule geldiği muazzam bir yapıdır. Bu muazzam yapı içinde meydana gelen fiziki ve kimyevi olaylar, sıcaklık, mekanik hareket gibi neticeler sağlar. Organizmanın kendi içinde meydana gelen bu fizik enerji şekillerinin yanında dışarıdan da fiziki enerjilerin verilmesi ve enerji şekli ve dozuna göre vücutta çeşitli değişikliklerin meydana getirilmesi mümkündür.
Fizik tedavi vasıtalarının hemen hepsi, insan vücuduna cilt yoluyla tatbik edilen vasıtalardır. Derimiz sadece koruyucu değil, daha birçok vazifesi olan bir organımızdır. İç organların bir kısmı, hemen üzerlerindeki bir kısmı da daha uzak noktalardaki deriyle, sinirleri vasıtasıyla sıkı bir temas ve münasebet halindedir. Deriden yapılan tesirler ile iç organlarda ortaya çıkan olaylara revülsiyon denir. Genel olarak fizik tedavi, deri ve derialtı dokusunda, damarlarda değişiklikler husule getirip, metabolizmaya tesir etmek için kullanılır.
Tarihin çok eski devirlerinden beri insanlar, fiziki ajanları, hastalıkların tedavisinde kullanmışlardır. Başlangıçta güneş, tabii sıcak su kaynakları, torpidobalığının elektrik deşarjları gibi tabii fizik enerji kaynaklarını tedavi vasıtası olarak kullanan insanlar, teknik ilerledikçe yeni fiziki kaynakları hastaların istifadesine sunmuşlardır. Sun’i fizik vasıtalarının tedavi sahasında kullanılmaya başlanmasındaki en mühim amil, elektrik enerjisinin keşfi ve kullanılmaya başlanmasıdır. Elektriğin hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlanılması ise 18. yüzyılda Benjamin Franklin tarafından gerçekleştirilmiştir.
Fizik tedavi bir tıbbi servis olarak Birinci Dünya Savaşından sonra gelişti. Bu gelişmeye çocuk felci salgınları ve savaşların sonucunda ortaya çıkan sakatlanmış genç insan yığınları sebep oldu. Daha sonraları fizik tedavi, kırık, yanık, verem, bel ağrıları, bayılmalar ve sinir harabiyetleri ile de ilgilendi. Fizik tedavi, ortopedik cerrahi ile de yakından ilgilidir. Bundan başka hemen her tıp dalında uzmanlaşmış hekimler tarafından fizik tedavi hastalara sık olarak tavsiye edilmektedir.
Fizik tedavinin amaçları şöylece özetlenebilir: Ağrının giderilmesi, kuvvet ve hareket gibi fonksiyonların yeniden sağlanması, zaruri hareketleri yapabilmesi için hastaya gereken eğitimin verilmesi, vücudun çeşitli fonksiyonlarının ölçülmesi. Bu son konudaki testler: kas kuvveti, eklem hareketlerinin derecesi, soluk alma kapasitesi, kalp fonksiyonlarının ölçülmesi gibi konuları ihtiva eder.
Tedavi tipleri: Sık kullanılan metodlar şunlardır: Isı, masaj, hareket (egzersiz), elektrik akımı ve fonksiyonel eğitim.
Isı: Genellikle tedavi edilen bölgede ağrıyı azaltıcı ve dolaşımı tenbih edici etkisi sebebiyle kullanılır. infrared lambaları, kısa dalgalı radyasyon veya diatermi akımları, sıcak nemli kompresler, sıcak su, erimiş haldeki parafin mumu veya ultrason (ses ötesi) dalgaları şeklinde uygulanır.
Masaj: Temelde dolaşıma yardımcı olmak, ağrıyı veya kas kasılmalarını (spazmı) azaltmak gayesiyle uygulanır. Masaj daha çok eller vasıtasıyla, bazen da girdaplı su veya mekanik cihazlar vasıtasıyla yapılır.
Egzersiz: En çok uygulanan tedavi şeklidir. Bu yolla eklemdeki hareket miktarı arttırılır veya kasın uyumlu bir şekilde hastanın kontrolü altında kasılıp gevşemesi sağlanır. Hareket fizik tedavi uzmanı tarafından yaptırılır. İyice eğitilen hastalar da düzenli olarak kendi başlarına belli eksersizleri yapabilirler. Pasif denilen başkasının yaptırdığı veya kendisi bir güç harcamadan yapılan hareketler eklemin hareket kabiliyetini arttırmada yardımcı olabilirler. Bir kasın kuvvetlenmesi lüzum ettiğinde hastaların aktif hareketler yaparak kasları çalıştırmaları gerekmektedir. Çeşitli egzersiz cihazları mevcuttur. Egzersiz tedavisi eklem hareketini kısıtlayan durumlarda, felçlerde, soluk alma bozukluklarında kullanılır.
Elektrik akımları: Sathi kaslara ciltten düşük akımlar uygulanarak kasılma sağlanabilir. Bu metod zayıflamış kasların alıştırılması ve sinirlerin sağlam olup olmadığını anlamada kullanılır.
Fonksiyonel eğitim: Bu yolla hastanın sakat haline rağmen rahat ve güvenilir bir hayat sürmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi sağlanır. Bu tip bir eğitim uzun zaman alır. Hastaya sadece sakat kısımlarını değil, diğer uzuvlarını da kullanmasını gerektiren çeşitli meşguliyetler öğretilir.

Kaynak: http://fiziktedavi.nedir.com/#ixzz3pfeyqyQq

Devamı